“Yok bir şey” demeyin!

Ebeveynus’un kurucusu Halime Sürek Kahveci’nin merkezimizin kurucusu Mine Nişlioğlu ve Uzman Klinik Psikolog Funda Korkusuz Poyraz ile yaptığı röportajdan… 

Bazen, bazı şeyleri çocuklara açıklamak hayli güç oluyor. “Bazen mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Biz yetişkinler bile olup bitenlerin, son ayda yaşadıklarımızın bir açıklamasını yapamazken… Çocukların “Anne, baba, neler oluyor? Darbe ne demek? Niye herkes bayraklarla dolaşıyor? Ülkemize bir şey mi oldu? Savaşa mı girdik?” sorularına cevap vermek hayli zor olabiliyor…

Ortalık biraz durulmuş gibi görünse de yaşanan kaosun etkileri “atmosferik” bir hal aldığından ve onu hava gibi soluduğumuzdan, çocuklar durduk yerde sözü geçen “demokrasi”den bir anlam çıkarmaya çalışıyorlar kendilerince. Bu nedenle biz anne babaların da biraz kendi işlerinden, gündemlerinden başını kaldırıp çocukların dünyasında olup bitene, yaşananların onları nasıl etkilediğine bakmaları gerektiğini düşündüğümden epeydir ertelediğim bir buluşmayı gerçekleştirdim. Gittim, Nuh’un Gemisi’nin kapısını çaldım… Açık denizlerde karşısına çıkabilecek her tufana karşı hazırlıklı bir geminin güvertesini hayal edin, sonra o hayali alıp büyükçe  bir apartman dairesinin içine yerleştirin. Şimdi oldu, her şey yerli yerinde. Çünkü her iki hayalde de temel duygu “güven”. Her ne kadar düşüncelerle, sorularla giriş yapsam da yazıya, bugünkü işimiz duygular, hele de güven duygusu.

Önce “Nuh’un Gemisi de ne, hangi limandan kalktı, kimler var içinde?” sorusuyla başlayalım. Cevabı bir öyküde gizli. Psikoloji eğitimi alsa da yüksek lisansını finans alanında yapan, kariyerinde de bu alanda ilerleyen Mine Nişlioğlu,Nuh’un Gemisi Çocuk Terapi ve Aile Merkezi Danışmanlığı’nın kurucusu olarak karşımızda. Onun bu merkezi açmasına sebep; oğlu Nuh. Şimdilerde 11 yaşını süren Nuh, otizmli bir çocuk. Mine Nişlioğlu, “Oğlum 18 aylıktı. Bazı sıkıntıları vardı.Çok hareketliydi, göz kontağı kurmuyordu. İsmine tepki vermiyordu. Oysa, bir yaşına kadar her şey normaldi. Tatlı, gülen bir çocuktu” diye başladığı sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Değişiklikler 18 aylıkken başladı. Tam da ben o günlerde işe başlamıştım. Bu değişiklikleri de ona yordum. Ama durum değişmeyince bizim de maceramız başladı. İlk gittiğimiz doktor neredeyse şüpheye yer  bırakmayan bir şekilde oğlumuzun otizmli olduğunu söyledi.”

Psikoloji eğitimi alan, otizmin ne olduğunu bilen anne bu sözlerin ardından işe koyulmuş, başka doktorları araştırmaya başlamış. “Şanslıydım” diyor, çünkü karşısına hep “Metin ol, bu durum eğitimle hallolur” diyen kişiler çıkmış. Ardından da “bir ümit” yurtdışına gitmişler. Ama tanı orada da değişmemiş. “Bir hesaplaşma dönemi yaşadım. Ben karıncayı bile incitmezken bunlar niye başıma geldi diye. Bu bana reva mıydı diye. Zor bir dönemdi” diye anlattığı o günleri kabullenme süreci izlemiş. Oğlu 21 aylıkken de tam eğitime başlamışlar. Çok hareketli bir çocuk olan Nuh’un o günlerde arabaların farlarından, klaksonlarından, rahatsız olduğun anlatan Mine Nişlioğlu, duyu bütünleme eğitimi ile oğlunun sosyal çevrede yaşamasını sağlamaya çalıştıklarını anlatıyor:

“Hemen özel eğitime de başladık. Ama çok hareketli bir çocuktu. Küçüktü de. Oturmuyordu yerinde. Ben de oğlumu aldım, ABD’ye gittim.”

ABD’DE DURUM NASIL?

ABD günleri, özel bir vurgu gerektiriyor. Zira, oradaki durum Türkiye’den çok farklıymış. Gelin Nişlioğlu’ndan dinleyelim:

“Orada haftada 25 saat eğitim alıyor çocuk. Bu eğitimi de devlet veriyor. Hem duyu bütünlemesinde hem özel eğitimde uzman bir öğretmen eve geliyor. Her gün geliyor hem de. Anneye, aileye neler yapılması gerektiğini öğretiyor. Kendinizi asla yalnız hissetmiyorsunuz. Birçok aileyle tanışıyorsunuz. Özel gereksinimli çocukların gittiği oyun gruplarına dahil oluyorsunuz. Çocuk kısa sürede konuşsun, sıkıntılarını anlatsın, sosyal ortama girsin diye ellerinden geleni yapıyorlar. Oysa Türkiye’de rapor almak ayrı bir  sıkıntı, rapor aldıktan sonra rehabilitasyon merkezine gitmek ayrı bir sıkıntı. Özel bir yere giderseniz ödeyeceğiniz paranın haddi hesabı yok.”

O dönem hem kazandığı geliri oğlunun eğitimine harcayan hem de geribildirim alamadığı için oğlunun eğitim sürecinin nasıl ilerlediğinden haberdar olmadığı için içi rahat etmeyen Mine Nişlioğlu, Nuh’un Gemisi için kollarını sıvamış. Onun isteği yapılan eğitimin oğlunda yaratacağı değişiklikleri bilebilmekmiş.

“Yaşadıklarımın birikimi ve birçok aileyle tanışmanın sonunda bir şey yapalım ama farklı olsun istedik. Aile geldiğinde burada otursun, derdini sıkıntısını da anlatsın. Anne babaya da derman olmaya çalışalım. Çocuklara da son derece bilinçli bir şekilde yaklaşıp onlarla ilgili programlar çıkartalım, aylık bildirimler, üç aylık geridönüşlerle çocuğunuz şu noktadan şuraya gelebilir diye anlatalım istedik.”

“BENDEN SONRA AÇ KALMASIN”

Mine Nişlioğlu’nun en temel isteklerinden biri de özel gereksinimli çocukların sosyal çevrelere katılabilmesi ve yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlayacak birer bileziği kollarına takabilmek yani meslek sahibi olabilmelerinin önünün açmak. Kendinden şöyle bir örnek veriyor:

“ABD’ye gittiğimde bana ‘Bu çocuk üniversiteyi bitirir’ dediler. Derdim üniversite bitirmesi, akademik eğitim değil; ekmeğini çıkarması. Benden sonra aç kalmasın. Oğlum için ‘Görsel hafızası çok iyi, belki fotoğrafçı olabilir’ dediler. Beynimde 10 bin tane ışık yandı. Elinde fotoğraf makinesi olan biri aç kalmaz. Bu bir beceri. O beceriyi koluna taksın. Gerektiği zaman kullansın düşüncesiyle burayı açtık.”

“YOK BİR ŞEY” DEMEYİN

Bir yıl önce açılan Nuh’un Gemisi nörolojik ya da psikolojik sorunlarla ilgilenen 10 kişilik uzman kadrosuyla her gün yeniden demir alıyor. Uzman Klinik Psikolog Funda Korkusuz da o isimlerden biri. Konuyu amma da uzattım, başta sorduğum soruların hiçbirinin cevabını aktaramadım, değil mi? Değil. Çünkü cevaplar Korkusuz’da. Eskiden çocukları kötü haberlerden korumak, onların bu haberlere hiç maruz kalmamalarını sağlamak gerektiğini düşünüyordum. Şimdi düşüncelerim değişti. Çocukların (tabii 2 yaşında olanların değil) maruz kaldıkları bu gibi durumlarla başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine yardımcı olmak gerektiğini düşünüyorum. Bilmiyorum ne derece doğru bu düşünce. Uzman Klinik Psikolog Korkusuz, “Günlük hayatta travmatik olaylar oluyor. Bu nedenle çocukları korumamız gerekiyor. Ama önceden söylenildiği gibi onları tamamen kendi dünyalarının içinde bırakmak, yetişkin meseleleri çocukları ilgilendirmez dememek de gerekli.”

Çocukların 3-6 yaş arasında sıklıkla “Neden?” diye sorduğunu hatırlatan Korkusuz, anne babalara şu önerilerde bulunuyor:

“Bu dönemde soru sormalarını teşvik etmek gerekiyor. Çocuklar ‘Neden öldürmüş? Neden ölmüş? Neden böyle yapmış?” diye sorar. 6 yaşına kadar daha basit, olayları detaylandırmadan anlatmak lazım. Ama burada önemli olan nokta hemen duygularını ortaya çıkarmak. Çünkü esas konu duyguların paylaşılması. ‘Ben de üzüldüm. Senin üzülmeni anlıyorum’ demek, duyguları paylaşmak önemli. Hiçbir şey olmamış gibi yapmak çocuğun kaygısını, endişesini artırabilir ve hayal gücüyle bütünleştirdiği olayları daha da büyütmesine yol açabilir. Somut olayların içinden yetişkinler bile çıkamıyor. Bu nedenle çocuklarla konuşurken daha çok duygularına yönelik konuşmalıyız.”

Üstelik biz ne kadar “Bir şey yok” desek de onlar yaşananları sezgisel olarak fark ediyor. Bu nedenle her gün çocuğun meşguliyetini artırmanın, farklı etkinlikler yaparak onunla birlikte vakit geçirmenin önemine işaret eden Korkusuz, “Çocuğunuzla birlikte oyun oynayabilirsiniz. Resim çizdirebilirsiniz. Çocuklar duygularını bu yollarla daha iyi ifade ederler. Çocuklara ‘Ne zaman istersen biz senin yanındayız’ mesajı verilmeli. Genelde aileler ‘Bir kere konuştuk yeter’ diye düşünüyor. Ama her yeni olayda çocuğun aklına başka sorular geliyor. Bunların cevabını bulması gerekiyor. Son günlerde yaşananların çocukların oyunlarına, resimlerine ağır biçimde yansıdığını görüyoruz burada. Resimlerde birbirinin boğazını kesen kahramanlar, köprüden atanlar var. Daha çok okul çağında görülen bu durumlar için çalışmamız gerekiyor” diye anlatıyor.

Benim anladığım, çocukların tüm sorularını hiçbirini hafife almadan ve geçiştirmeden cevaplamak. Ama tabii yaşlarını da dikkate alarak. İş yine geliyor çocuklarımızı gözlemlemeye, tanımaya dayanıyor…

Halime Sürek Kahveci / www.ebeveynus.com

Yorum Yapılmamış

Yorumlara kapalı.

Yukarı