Çocuklarımızı emanet ettiğimiz kişiler ve kaygılarımız

Anne babalar olarak hem çalışmak hem de aile sorumluluklarını yerine getirmek durumundayız. Üstelik artık klasik anne babalar yerine, çalışma hayatının yanı sıra genç, dinamik, sosyal yaşantısı da olan anne babalarız biz. Bu durumda da bebeklerimizi belli bir süre sonra çoğunlukla aile büyüklerine ya da bakıcı/dadılara teslim etmek durumunda kalıyoruz.

Ama ne pahasına?

Çocuğumuzu bakıcıya emanet etmişsek, öncelikle önyargı ve güvensizlik kaplıyor içimizi. Her türlü teknolojik kontrol mekanizmaları devreye sokuyoruz ya da aile büyüklerinden birileri arada kontrol baskınları yapıyorlar. Olmadı ara sıra komşular kapımızı dinliyor ve akşama olası sesleri yorumlayarak bize aktarıyorlar.

Süreç içinde artık olumlu bir bakıcı modeliyle birlikteysek içimiz rahatlıyor. İşimize biraz daha rahat gidiyoruz, daha rahat odaklanabiliyoruz, hatta kendimize vakit ayırmayı bile düşünebiliyoruz.  Ama bu sefer çalışma hayatımız ve trafik vs gibi nedenlerle yorgun bir şekilde eve geldiğimizde az zamanda çok işler başarmaya, çocuğumuzu en doğru şekilde yetiştirmeye çalışırken yeni bir çatışma ortamında buluyoruz kendimizi.  Kamerayla izlendiğini bildiğinden çocuğa kızıyor denmesin, komşular ağlatıyor diye yorum yapmasınlar diye her dediğini yapan, teke tek uzun zaman geçirdiği bakıcısını istiyor çocuğunuz; sizi değil! Siz gelince bakıcısı gitmesin diye ağlıyor ya da isteğini elde etmek için bakıcısını daha fazla sevdiğini fütursuzca söyleyebiliyor. Siz doğru yaptığınızı bilseniz de, duygusal olarak isyana sürüklenebiliyorsunuz.

Bakıcımız, bir aile büyüğümüzle birlikte çocuğumuza bakıyorsa bir başka sorunla karşılaşabiliyoruz. Eve geldiğimizde bu ikili, otoriteyi hemen bizlere iade etmeyebiliyorlar,  hatta bizi biraz tecrübesiz ve sabırsız da bulabiliyorlar.

“Torunumu ben büyütüyorum, bakıcıya bırakmam” diyerek bütün gün çocuğumuzla beraber olan aile büyükleri devrede olduğunda ise “Bazen çocuğuma o kadar da doğru yaklaşamıyorum, benimle iyi anlaşamıyor, anneannesini-babaannesini istiyor” diyebiliyoruz. “Zaten eski toprak oldukları için benim istediğim gibi de eğitemiyorlar, çocuğumun da benim de düzenimiz bozuluyor” diye içten içe isyan da edebiliyoruz.

Tüm bunlara benzer tepkileri çocuğumuz anaokuluna başladığında da gösterebiliyoruz, hele de çocuğumuz anaokuluna hemen adapte olduğunda. Bir çeşit hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz, çocuğumuzun öğretmenine duyduğu sevgiyi ve güveni kıskanabiliyoruz. Çocuğumuz o kadar emeğimize rağmen bizden kopup gitmiştir bile!

Bu duygu durumlarının hepsi normaldir.

Peki, ne yapmamız gerekiyor?

  • Yapmamız gereken öncelikle çocuğumuzla arasındaki “güven” duygusunu bebekliğinden itibaren geliştirmektir. Sonrasında da çocuğumuz güvenle bakıldığı için rahat olmamız ve özgüvenli ve sosyal becerileri gelişmiş bir çocuk yetiştirdiğiniz için gururlanmamızdır.
  • Doğduğu andan itibaren yeterince ve zamanında beslenen, doyurulan, temizlenen, banyosu yaptırılan, sevgiyle kucaklanıp okşanan, masaj yapılan, sevgi dolu sözler ve yumuşak dokunuşlarla iletişim kurulan bebekler kendini güvende hissederler. Anne babalarımıza bu süreçte çok iş düşüyor. Uykusuzluğa, değişen hormonlara adapte olurken öncelikle bebeğinizle güvene dayalı bir ilişki kurmayı başarmalısınız.
  • Özellikle ilk 3 ay sağlıklı bir şekilde geçerse anne-baba ve bebek üçlüsü olarak daha rahat bir evreye geçiş yapabilirsiniz. En çok 6 ay içinde bebeğinizin beslenmesi, anne sütü yanında ek gıdalara geçişi, uyku düzeni artık bir düzene oturacaktır.
  • Bu düzen kurabilmişseniz, işe başlarken bebeğinizin bakımını bakıcıya veya aile büyüğünüze rahatlıkla devredilebilirsiniz. Düzeni aynı şekilde devam eden bebeğiniz, aile büyükleri veya bakıcısıyla da aynı güvenle iletişime girecektir. Eve geldiğinizde de sistem bozulmayacaktır. Bırakın her şey çok ideal olmasın ama sevgi ve güven dolu olsun.
  • Anne baba olarak bu günlük sürece dahil olmak için arada telefonla veya görüntülü konuşmayla bebeğinizle iletişime geçebilirsiniz. Ancak çok fazla kontrol düşkünü ve güven problemi olan bir anne baba iseniz ne bakıcı ne de aile büyükleri sizinle olumlu bir iş birliğine giremeyeceklerdir. Devamlı şüpheci ve sorgulayıcı olmanız onları yoracaktır.
  • Aile büyükleriniz tam sizin istediğiniz gibi olmayabilirler. Bu noktada çocuk yetiştirmeyle ilgili en son gelişmeleri uygulama stresine girmenize gerek yok. Hiçbir şey kaçırmıyorsunuz. Sevgiyle, sabır ve güvenle bakılan, zamanında yedirilen, uyuyan ve de gönlünce oyun oynayan bebek/çocuk en sağlıklı büyüyendir.  En son uygulamalar ve eğitimsel doğruları uygulama stresiyle bütün bu güzellikleri kaçırabilirsiniz.
  • İşten ne kadar yorgun gelirseniz gelin bebeğinizle zaman ayırmalısınız. Bundan kastımız Ipad’siz ve telefonsuz “oyun”; el ele, sarmaş dolaş oynamak. Her akşam 20-30 dakika baş başa zaman geçirmek yeter de artar bile.  Anne baba olarak bunu paylaşırsanız daha da keyifli olacaktır.  Zaman içinde bu gün sonu kavuşma ve oyun saatinin tadına doyum olmadığını, vicdanen rahatladığınızı, bebeğinizin o güzelim enerjisiyle dinlendiğinizi göreceksiniz.

Ayşim İncesulu – Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı, Psikolojik Danışman Rehber

 

 

Yorum Yapılmamış

Düşüncelerini Paylaş

Yukarı
Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/nuhunmerkezi/public_html/wp-includes/functions.php on line 3770